imranlı tv

imranlitv.wordpress.com

Dersimli Firik Dede Hakka yürüdü

Yazar admin Temmuz 24, 2007

firik-dede.jpg Tuesday, 10 July 2007

 Dünya şiiriyle gönüllerimize taht kuran, yol önderimiz, pirimiz ve Cemevimizin gitar hocasının dedesi olan Seyfi Firik Dede bugün Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Yakınlarına Yaradan’dan sabır ve başsağlığı diliyoruz. Firik Dede‘nin cenazesi 11 Temmuz günü Bağcılar Hacı Bektaş-ı Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Genel Merkezi’nden memleketi olan Dersim’e kaldırılacaktır. Tüm sevenlerine duyurulur.

Bağcılar Hacı Bektaş-ı Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Genel Merkezi Yönetimi

Dernek Tel : 0212 435 39 93

Firik Dede’nin hikayesi…Buket Aydın, klasik biyografik belgesellerden farklı olarak Firik Dede’nin hikayesini, Ovacık’da akıp giden yaşamın içerisinden seçtiği sekiz mevsim ve hayatın içerisinden yüzlerce tanıklıkla aktarıyor. 105 yaşına gelmiş olmasına rağmen, tüm ihtiyaçlarını kendisi gideren, hayata ilk günkü kadar bağlı bir insan portresi çıkıyor karşımıza. Bandolar eşliğinde öğrencilerin geçit törenini izliyor kimi zaman… Uzun yollardan yalnız başına yürürken kimi zaman çıkıyor karşımıza… Baharda, yada kara kışın içerisinde, Ayin-i Cem’e giderken ve burada fiziksel zorluklara rağmen “gereğini” yerine getirmesine tanıklık ediyoruz. Kameranın kendisini görüntülediğini farkında olsa da, oturduğu tabureyi ters çevirip önünden akıp giden insanları izlemesi, uzandığı yatağında yaşın getirdiği olgunluk ve rahatlıkla usulca konuşmaları…

Tüm bu dingin ve kamil havayı dağıtmak istercesine, Dersim’in asi yüzünü ortaya koyarcasına Yönetmen Aydın, Ovacık’daki hayatla paralel olarak Firik Dede’nin öyküsünü aktarırken, şaşırtıcı bir tarza imza atmış. Olmadık yerde ortaya çıkan bir kız çocuğunun popüler bir türkü söylemesi, üç köpeğin koşuşturması, sonbaharda otlayan koyunlar, kışın karın içerisinde kendini temizleyen bir kısrak, durmadan ekmek pişiren kadınlar, içilen sigara ve çayın bolluğu… Gündüzden geceye geçişler… Cem yapılırken, ekmek pişiren bir kadının araya girmesi ve üç cümle etmesi… Bu ve buna benzer alışılmış kalıpların dışında filme ilgiyi sürekli kılan radikal bir yöntem… Üç kadının, iki adamın yada Firik Dede’nin tatlı sohbetine tam kendini kaptırırken, anlatının sert bir şekilde kesilmesi ilk anda, izleyiciyi ciddi olarak rahatsız ediyor. Ama bu rahatsızlık, bu canlanma seyirciyi değim yerindeyse “izleyici – seyirci” olmaktan çıkartıp “tanık” konumuna getiriyor, bir sonraki anlatıya daha dikkatli yönelmesini sağlıyor.

Eski toprağın güzelliği

İlerlemiş yaşı nedeniyle Firik Dede filmde hiçbir şey yapmayan ve varlığıyla yeten bir başrol oyuncusu imajı uyandırıyor. Ekmek pişiren bir kadın, hayvanları otaran bir adam hayatlarının içerisindeki Firik Dede’ye ilişkin anılarını anlatıyor ve onun “insan-ı kamil” mertebesine yükselişine dair tanıklıklarının altını çiziyorlar. Ama, yönetmenin filmi çektiği bölgede kurduğu sıcak ilişkiler, filmi daha izlenir kılıyor. Yaşlı insanların sohbetleri ve inatla birbirlerine yönelik bilgece tuzak soruları ve bunlara karşılık verilen bilgece yanıtlar şaşırtıyor. Örneğin, filmin ortalarında, Firik Dede’nin tanıklığında sohbet eden üç yaşlı, “Ahiret” günü esprileri yapıyor. Ömürlerinin sonbaharını, ilk bahar güzelliğiyle yaşayan Dersim yaşlıları, “Sana, ahirette, ‘dünyada ne yaptın?’ diye sorulursa, ne cevap verirsin ? ” sorusuna, “Hiçbir cevap vermem. ‘Ne Türkçe, ne Kirmanciki, nede Gurmanciki biliyorum’ derim onlara” gibi ölüme, kendilerine dayatılan korkulara Alevi felsefesinin getirdiği rahatlık içerisinde zeki cevaplar veriyorlar… Birbirlerini sevgi dolu bakış ve gülüşlerle iğneleyen sorular, kameranın varlığını farkında olarak devam eden “resmi” sohbetten bıkma ve bir süre sonra kendisi olma ve son cümleyi seyirciyi kahkahalarla güldürecek kadar yapılan zekice espriler… Filmin en önemli ve en ilgi çekici bölümlerinden birisinin, birbirleriyle yaşıt – yaşlı – insanların diyalogları oluşturuyor. Dönem dönem karenin içerisine giren gençlerin sohbetleri çoğunlukla Türkçe konuşmanın getirdiği resmiyeti barındırırken, yaşlılar, kürtçe’nin getirdiği rahatlığı sonuna kadar kullanıyor ve açıkçası gençlerin papucunu dama atıyorlar…

Erzincan’da dedelik eğitimi…

Film’de çocukluğundan başlayarak bu güne kadar gelen sıralı bir yaşam öyküsü bulunmuyor. Yönetmen Aydın, bunun yerine, filmin çeşitli yerlerine başarılı bir şekilde serpiştirdiği anlatı ve tanıklıklarla öyküyü film sonunda başarılı bir şekilde tamamlatıyor. Görsel olarak yaptığı başarılı kurguyu sözlü olarak da başarıyla gerçekleştiriyor. Her tarafta bırakılan bir parça, bir, iki, üç diye beklerken dördüncü anlatımda tamamlanıyor. Ancak Firik Dede ve Ovacık Aleviliğine dair tanıklıkta ilginç bir gerçeklikle karşılaşıyoruz. Kürt Alevilerinden olan Ovacık bölgesinde, filmde göründüğü kadarıyla ibadet dili olarak Türkçe çıkıyor. Filmde, konuşma ve şarkıların Kirmanciki ve Türkçe olarak iki farklı dilde olduğunu da küçük bir parantez olarak belirtmeliyim burada. Ayin-i Cem yaparken, Munzur kenarında çıla –mum- yakıp dualar edilirken Türkçe’nin ibadet dili olduğuna tanık oluyoruz. Günlük yaşamda Kirmanciki – Zazaca- kullanan insanların ibadet dili olarak Türkçe’yi seçme nedenini ise filmin sonuna doğru öğreniyoruz. Birkaç nesildir dedelik yapan aile, oğulları Firik Dede’yi eğitim için Erzincan’a, Türk Alevilerin yanına göndermiştir. Dersim’in diğer bölgelerinde yer alan Kürtçe ibadetlerin yerini Firik Dede’nin yönettiği ayinlerde Türkçe’nin almasının tek nedeni de bu olsa gerek… Pülümür, Nazımiye ve Dersim Merkez gibi bölgelerde daha çok “Düzgün Bava” vurgusuna tanık olurken, Firik Dede’nin ettiği dualar ve katıldığı ayinde Hazreti Ali ve Pir Sultan Abdal, Hac, Müslümanlık ve Allah vurgusu daha ön plana çıktığına film sayesinde tanıklık ediyoruz.

 

About these ads

3 Yanıt to “Dersimli Firik Dede Hakka yürüdü”

  1. Nazmi Dogan demiş

    “SEÇİMLER VE DERSİM’ İN YENİDEN  KATLİAMI!”

    Nazmi Doğan, Mayis 2011

    CHP, Askeriye ve diğer Türk/İslam sentezcileri soykırım güçleridir.

    Kılıç sallayan devşirme Kemal, celladına tapmanın dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor.
    Irkçı-faşist-şovenist propaganda zehiri ve asimilasyondan oldukça etkilenmiş Alevi dernekleri, envay çeşit salon sosyalistleri Kemalizmin kendilerinin gerçek duruşları olduğunu, onun da kılıç sallayan Arap şeriatçısı Hz. Alinin devamı olduğunu iddia ediyor ve Kemal’in kendisinin Alevi-Kızılbaş olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar.
    Aklı başında her insan, elinde kılıçla dolaşan şimdiki cihat savaşçılarının ideolojik önderlerinden olan Arap Ali’sinin sosyal demokrasi veya Kemalizmle hangi bağlantılarının olduğunu sormadan geçemez!
    Muhamet gibi Ali veya Osman da şimdiki El-kaide liderlerinin öncülleridir. Farkları sadece taşıdıkları silahlardır.
    Kılıç yerini, çoktan ateşli silaha bıraktı, ama bizim cahiller onu bile iyi algılayamıyor!! Almanya’da derneğine kılıçlı Ali’yi asmakla, bir Avrupalıya, Mezoptomya ve Anadolu’da, onun atalarını neyle kestiğini hatırlatmaktan başka bir şey yapmadığının farkında mısın?
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan islam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir.
    Ama 20 milyonun üzerindeki Anadolu Alevilerinin bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
    Derneklerine, başa M. Kemal resmi, arasına keskin bir kılıç (Zulfikar) ve onun yanına da eski çağların Bin Ladin’i, Suudi Ali’sinin resimlerini asan, zamanı çoktan dolmuş devşirmeliğe özenen kör cahil topluluk halkına ihanet etmeye devam ediyor.
    Kılıç’çı Kemal’e yeniden dönersek: şimdiki CHP başkanının, Alman Himler’in gestapo yöntemlerinden esinlenerek isminin değiştirilmesi insanlığın yüzkarasıdır.
    Himler herkesi gaz odasına göndermiyor, çoğu muhalif Almanların ailelerini yok ederken çocuklarının alınıp adlarının değiştirilmesi ve bunların özel eğitilerek ‘Hitler gençlik taburlarına’ verilmesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti.
    Dersim Soykırımı döneminde ailesinden 7 kişi öldürülen ve öksüzler yurduna, daha sonra da yatılı bölge okullarına alınıp adı değiştirilen, Nazmiye nufus dairesine kayıtlı bu kişinin esas adı Hıdır dır.
    Ailenin soykırım öncesinde soyadı ise söylendiği gibi Karabulut falan değildir. Soykırım arifesinde bütün Dersimlilerin ad ve soyadlarının değiştirilmesi kanunla gerçekleşmiştir.
    Dolayısıyla bu aileye Karabulut soyadı da istekleri dışında verilmiştir. Hıdır isminin Kemal diye değiştirilmesi, Karabulut soyadının da Kılıçdaroğlu diye değiştirilmesi Türkiye topraklarında nasıl bir barbarlığın yaşandığını ispatlamaktan öteye gitmiyor.
    Çocuk yaşta beynine yağma ve talanın, ‘kafirlerin’ kafalarının kesilmesinin(kılıçla simgeleniyor) kahramanlık olduğu, kendisinin esas Türk olduğu, Atilla’nın soyundan geldiği, Arap asılı Hz. Ali’den kahraman M. Kemal’e varan geleneğin devamı olduğu, Alevi derneklerine de asıldığı gibi 3 sembolü (ali-zülfükar-atatürk) entegre eden Kemal Kılıçdaroğlu isminin onu ‘yabani’, ‘aşağılık’ Kuro Dersimlilerden ayrıştıracağı sistematik olarak işlenmiştir.
    Bir kere Alevi Kültüründe Kılıç sembol falan değildir. Bu Şiilerde olabilir, Aleviler ile Şiiler ise tamamıyla zıt toplumlardır. Şii İslamın 5 şartınıda yerine getirir, camii ye gider, ramazanda oruç tutar ve hacca da gider, ama Aleviler bunların hiçbirini yapmaz.
    Alevilerin Arap Ali’sinin keskin Kılıçlarını asmalarının başlangıcı yeniye dayanıyor.Türk ırkçılığının yükseliş döneminde bir taktik olarak, Aleviliğin Müslümanlığın bir mezhebi olduğu ileri sürülmüş, otonomiye varabilecek hak ve toprak taleplerinin yokedilmesinin alt yapısı sağlanmıştır.
    Bu idolojik-politik bir proje olarak ortaya atılmıştır. Koçgiri isyanı döneminde bu projenin ana hatları çizilmiştir.
    Osmanlının dağılması ve ezilen halkların özgürlük bağımsızlık talepleri Alevi-Kızılbaş halklarının yoğunlukta yaşadığı Dersim, Koçgiri otonomisinin hala ayakta durması Kemalist Ittihat Terakkicileri korkutuyordu.
    Lübnan ve Suriyede de bağmsız devletlerin kurulması, artık sıranın Anadolu Alevilerinde olduğunu ve bunların bir an önce etkisiz hale getirilmesini acil kılıyordu.
    1919 Şubat ayında Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Edmund Allenby, Anadolu’da asayişi sağlamak ve henüz teslim olmamış olan Ali Fuat Paşa komutasında Ankara’daki 20. ve Kâzım Karabekir Paşa komutasında Erzurum’daki 15. kolorduların teslim olmalarına ikna edilmeleri amacıyla, İngiliz ordusunun Suriye cephesinde Türk kuvvetlerini kısa sürede nasıl yendiğini bilen üst düzey bir Türk komutanının özel yetkilerle donatılarak Anadolu’ya gönderilmesini önerdi. 15 Mayıs 1919′da “Anafartalar Kahramanı” ve “Yaver-i Fahri Hazret-i Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri)” Mirliva Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu komutanı ve Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla, padişah VI. Mehmet Vahdettin tarafından Anadolu’ya gönderildi. (kaynak,1919,Anadoluda son durum)
    O dönemde Osmanlı padişahının en güvenilir adamı diye Anadolu’ya gönderilen M. Kemalin önündeki en önemli görev de bu idi.
    Fransız veya İngilizlere tek bir kurşun sıkmadan ilk yaptığı iş Koçgiri de Kürt isyanı var diyerek İstanbul’a telegraf çeken M. Kemal yaklaşık 24 000 Aleviyi acımasızca katletti. İttihat Terakki artıkları Paşalar, Koçgiride Alevieri katlederken Padişah ve aynı zamanda onların ağababası olan İngiliz ve Fransızlara da rapor verdiler.
    Çünkü, M. Kemalin bölgeye resmi olarak gönderilmesinin sebebi, İngiliz istihbaratına göre, artan başıbozuk eşkiya eylemleridir.
    Yani o dönemde İngiliz ve Fransızlar için birincil konu din temelinden örgütlenen çetelerin Ermeni soykırımından ele geçirilen mal-mülkler, altın ve paraları paylaşım kavgası ve de askerlere ait yiyecek malzemelerini yağmalama hareketleridir. M. Kemal müteffikler adına sözde bu başkaldıranları kontrol altına almalıydı:
    Kocgiri katliamı ile bayram etmeye başlıyan Müteffik ordu komutanları, Kemalin daha sonraki faaliyetlerini kontrol etme gereğini bile duymadılar ve böylece Kemal de bu fırsattan yararlanarak kendi çıkarları için bütün çeteleri bir araya getirmeye başladı.
    Dikkati çeken diğer bir nokta ise, bu katliamdan sonra tek bir Fransız veya İngiliz askerinin burnunun kanamamasıdır. 1920 lerden 1923′ e kadar, yalnızca Rum kadınlar yüzünden, Beyoğlunda çıkan bir kavgada 2 İngiliz askeri yaralanmıştır…
    Koçgiride Alevilerin kitlesel imhasından 1 ay sonra M. Kemal Fransızlarla dostluk antlaşması imzaladı. Kurnaz İngilizler de onun göstermelik ‘asayiş’ probleminin kamufulajını iyi kullandılar ve sınıra dayanmış Bolşevik hereketine karşı gerekli tamponu sağlayacak tek liderin o olduğunu Londra’ ya bildirdiler.
    İngiliz gizli arşivlerinden anlaşılacağı gibi M. Kemal hemen onların gözüne girmişdi.
    Laz Topal Osmanın bu katliama çekilmesi ise ona teklif edilen Sivas, malatya, Tokat ve Erzincanın kuzey alanlarındaki Alevi mal varlıklarıdır.
    İttihatçılar, Ermeni ve Rumların yokedilmesinde kullanılan yöntemi burada gene uyguladılar. Sözde topal Osman’a Lazkiye otonomisi verilecek ve Alevi Kızılbaşlardan boşalacak alanlar da onun topraklarına katılacaktı.
    Mustafa Kemal 1923 yılına kadar amaçlarının ‘Saltanatı ve Hilafeti kurtarmak’ olduğunu tekrarladı durdu, öyle yaptı, çünkü bir Türk devleti için çalıştığını söyleseydi, yanında kimseyi bulamazdı. Etrafına topladığı bütün başıbozuk çeteler (kuvvai miliye denilen eşkiyalar) yağma ve talandan başka bir şey düşünmüyorlardı.
    İngiliz ve Fransız ordularını rahatsız eden bu Müslüman çeteleri bir araya getirmek için onlara kan emiciliğin sembolü durumunda olan “padişahı koruma”, “halifeliği ve saltanatı yaşatma” hedefini göstererek düzenli ordu kurmaya başladı.
    Padişah için savaşma, o dönemde Müslüman olmayan halkların mal ve mülklerini yağmalamayla özdeş idi. Koçgiri de kan akarken, M. Kemal bu seferde din, Müslümanlık adına Karadeniz alanında da büyük bir yağma talan hareketi başlattı. Kriminal eşkiyalardan kurulan terör çeteleri Rumların evlerini basıyor ve onları acımasıca katlederek mal ve mülklerine el koyuyorlardı.
    İyi dikkat edilirse, Sivas ve Erzurum kongreleri Ermeni ve Rumların kökten yokedildikleri alanların stratejik coğrafyasına göre planlanmıştır. Ankara veya oraya yakın bir yerde kongre yapacaklarına, Ermeni, Rum mal mülklerine el koymuş eli kanlı eşkıya takımınının kol gezdiği yerlerin seçilmesi ve motivasyon çok dikkat çekicidir. ‘bakın her şey şu anda elinizde, ve şimdi bunu korumanın zamanıdır, yoksa Kafirler geri gelecek ve onları elinizden yine geri alacaklar…’ diye propoganda yapan osmanlı artıkları subaylar, etraflarında çığ gibi büyüyen cellatları buldular. İşte kuvai milliye denilen bu cellatlardır. Onları güden tek şey suçsuz bölge sakinlerini katlederek ele geçirdikleri ganimetlerin korunmasıdır. Maraş alanında suçsuz insanları toplu katletmeye katılan çete reislerinden biri olan Sütçü İmam’ı yakalamaya giden Fransız komutan, onun alandaki bütün erkeklerle beraber dağa çıktığını bildirir.
    Kemal ise onlara, tek çarelerinin yeni kurduğu orduya katılmaları olduğunu, aksi halde akibetlerinin İngiliz ve Fransızlar’a terkedileceğini söyleyerek örgütlenmeye devam ediyordu…
    Diğer yandan Osmanlıyı yöneten İngilizler M. Kemal konusunda tam emin olmak için yeni bir olayı ölçü olarak kullanmayı planladılar. TKP yönetimi M. Suphi liderliğinde Anadolu’ ya geliyordu.
    Bütün istihbarat M. Kemal’e İngiliz gizli servisinden aktarıldı, yani bütün bu yöneticilerin nerden hareket ettikleri ve nereye ne zaman varacakları tamı tamına ona aktarıldı. ingilizler Bolşeviklik hakkında Kemali test yapmak istediler.
    Bilindiği gibi Kemal, İngilizlerin istediklerini fazlasıyla yaptı, TKP yöneticilerini sağ yakalama değil hepsini sorgusuz sualsız denizde boğdurdu. Bu olaydan sonra İngiltere Kraliyet ailesi tamamıyla ikna oldu ve artık Anadolu’ nun gelecegi M. Kemal’ e bırakıldı. Bu kararın sonuçları diğer Anadolu halkları için çok vahim olacaktı.
    Rumlar ve Dersimliler de Ermeniler gibi feda edildi. Batı Anadolu`da bulunan Yunanlilar resmen satıldı.
    Karşılığında Kemalistlerden İngiliz askerine dokunulmaması istendi ve bu aynen de böyle oldu. Rumlar’ın 3 000 yıllık vatanları olan batı- Anadoludan kovulmalarının da yolu böylece açılmış oldu.
    “Kurtuluş savaşı” denilen uyduruk hikaye sonradan İsytanbul İngiliz konsolusunun da dediği gibi, “itlerin kendi aralarında ki dalaşmalarından kuvvetlinin çıkamasını bekledik…”
    İşte Türk devleti denilen yapının ortaya çıkış şekli…Başta Rumlardan yanaymış gibi görünürken, M. Kemalin Anadoluda ki bütün eşkiya çetelerinden derleyip toparladığı hırsızlar kalabalığını görünce ondan yana yer aldılar. Tek istekleri ise M. Kemal’den bolşevikliği durdurmaları oldu.
    Ermeni menşevikleri ile arası iyi olmayan Stalin ise o sıralarda Kafkaslar da idi. Stalin olmasaydı TC devleti gene kurulamazdı. Stalin, politik karşıtları olan menşevikleri bahane ederek Ermenileri arkadan vurdu. Böylelikle yağma ve talana gelmiş osmanlı kırıntılarının Kars, Ardahan ve Van şehirlerini de almalarına kendisi yardım etti. Sözde Komunist Enternasyonal denilen işçilerden kopuk organizasyon daha sonraki bütün kararlarını barbar çetelerden yana aldı. Mesela Bingöl(1925) ve Dersim(1938) soykırımları, Stalinciler tarafından resmen haklı gösterilmiş, bunların Kemalistlerin Emperyalizme karşı mücadelesinde ‘haklı adımlar’ olduğu idda edilmiştir.
    Ermenilerin çoğunlukta oldukları bu şehirlerin TC devletinin ordusu diye lanse edilen bu eşkiya çetelerine devredilmesi sovyetlerin tarihlerinde işledikleri ağır bir suçtur…
     
    İngiltereden gelen emir ile Kemal’in önü açılıyor ve birincil tehlike olan Bolşevikliğe karşı tampon bir devlet kurulması aciliyet kazanıyordu. Bu meyanda diğer konular tamamıyla arka plana geçiyor, Rum, Ermeni, Kürt, Alevi, Pontus halklarının hak ve talepleri yok sayılıyordu.
    İngiliz ve Fransızlar artık M. Kemal’ e oynuyordu. Kemal bu fırsattan yararlanarak Anadolunun bütün yerli halklarını yok etmeye başladı. işte bu etmizlik hareketine daha sonra “kurtuluş savaşı” denilecekti.
    Alevilerin esas sembollerine dönersek, bunlar genelikle doğanın birer parçalarıdır. Alevilik, sahte ideolojik poltik amaçlı projelerin yansıttığı gibi ‘ali evicilik, alicilik’ değil, ‘alev’den gelmedir.
    Bir kere bu bir dil sürçmesi falan değil, açıkça ortada olan bir şeydir. Ali başka Alevi başkadır.
    Alev’e tapma is Mezopotamya toplumlarının ana kültürü olan güneş ve ateşin kutsallaşması temelindedir. Zerdüşt dini Hiristiyanlık ve Müslümanlıktan önce vardır. Bu coğrafyanın da ana kültürüdür. Aleviliğin, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır.

    İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.

    Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, “Aleviyiz ama, İslamız”, “İslamız ama Aleviyiz” deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla hiçbir ilişkisi yoktur.
    Tek tanrılı dinler ve özellikle de Yahudi ve Budizm dinleri Zerdüşt inancından çok etkilenmişlerdir.
    Tepeden bir devlet yaratılması için uydurulan sahte ideolojiler ile jenositleri sistemleştiren kemalist kadrolar 1928 lerden itibaren tüm alanlarda geniş ideolojik, politik çalışmalara girdiler. örneğin güneş dil teorisi saçmalığı almanya’da yükselen Nazi akımlarından esinlenerek uyduruldu.
    Alevilerin mentalitede yokedilmeleri için ise Koçgiri kırımı ile temelleri atılan ‘islamın bir mezhebi’ şeklinde ki projesi yeniden ortaya sürüldü. Başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere kadrocuların uzlaştığı bir nokta, Ermeni ve Rumlar gibi diğer kadim Anadolu milletlerinin de nihai olarak ortadan kaldırılmalarıdır.
    Hristiyan dinine mensup olanların başarıyla yokedilmeleri Kemalist kadroların iştahını artıriyor ve mücadele şiddetle tırmadırılıyordu.
    Dersim’den Ankara’ya çağrılan bazı ileri gelenler ya satın alınıyor veya her yol denenerek beyinleri yıkanıyordu, ama o zamana kadar Alevilerin esas çekirdeğini oluşturan iç bölgelere ulaşamıyorlardı.
     
    Soykırım yapıldıktan sonra bütün dede, seyit ve pirler Malatyanın Akçadağ kazasında 3 aylık eğitime tabii tutuldu.
    Bu eğitim ile, dedelere, sehlere ve pirlere Atatürk posterleri, Hz. Ali posterleri ve Zülfıkar resimleri verilerek köylerine gönderildiler. Tamamen beyinleri yıkanan bu sözde ileri gelenler, halka ‘esas müslüman ve türk’ olduklarını, islamın bir mezhebi olduklarını propoganda yapmaya başladılar.
    Köylerin her tarafı Arap Ali sinin resimleri ile doldu. TC nin geri kalan Alevileri asimile etme çalışmaları sistemli eğitim çalışmaları ile periodik olarak devam etti.
    Elbistan’dan Tokat’a ve Erzurum’a kadar Alevileri yaşadıkları bütün alanlardan toplanılıp getirilen bir sürü Türkçe bilmeyen insanlardan celladına tapan ucubeler yaratıldı’ Alevilerin Arap Ali’sinin resimleri ile tanışmaları bu olaydan sonradır.
    Alevilere kılıç resmi bu şekilde dayatılmıştır. Çünkü o dönemde Müslüman olunca direkmen Türk olunuyordu.
    Yani Alevilerin 500 senelik Osmanlı hükümranlığı döneminde Müslüman sayılmamaları ve şimdi birden bire ‘rütbe’ almaları, Şevket Süreyya Aydemir’in de dediği gibi ‘Kemalizmin bir dehasıyıdı’.
    Bu proje başarıya ulaştı, hafıza kaybına uğratılan Aleviler hak ve özgürlük telaplerinden vazgeçerek düşmanlarının saflarına geçtiler.
    İnönü Anılarında; ‘bunların hemen hemen hepsinin okuma yazmasi yoktur, Türkce bilmezler, onları mecmua kitap ile değil, resimlerle ikna edelim yönünde bütün kadrolardan öneriler geldi, ‘Onlar kendi inançlarının adına benzeyen ve ‘AL’ ile baslayan bizim Alevilği hemen birden benimsemedilerse de kafaları allak bullak oldu’..’ der.
    Dersimliler, Rum ve Ermeniler Kemalizmin ırkçı milliyetçiliğinden ve Kemalist devlet dindarlığından çok çekmişlerdir.
    Kemal Atatürk dönemi Türkiye’nin en karanlık, diktatoryal dönemidir.
    Ermeni, Asuri-Süryani katliamları ve milyonlarca Rumu denize döken odur. Atatürk laik değildi, demokrat hiç olmadı.
    Şimdi yaşasaydı sonu aynen Mübarek, BenAli veya Kadafi gibi olacaktı…TC nin varlığı anlamına gelen Müslüman olmayanların yokedilmesi AKP’li devlet döneminde de hızında bir şey kayb etmemiştir.
    Enver Paşa: ‘Ermeniler olmazsa, Ermeni sorunu da kalmaz.’ Çağrışım yaptınız mı? Başbakan Erdoğan ne diyor: ‘Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur.’
    Birbirlerine oldukça benziyorlar, değil mi? İnsanlık Heykeli’ne ‘ucube’ dedi, hemen kaldırıldı. Bu davranış, Taliban’ın Buda heykellerini dinamitlemesi benzeridir.
    Şimdi gene Müslüman olmayan aydınlar kurşunlaniyor, boğazları kesiliyor ve masum insanlar ‘aklı dengesi yerinde olmayan’ genç Türklerin saldırı hedefi olmaya devam ediyor.
    Ama ne hikmetse bu ‘akli’ dengesi yerinde olmayan genç Türkler hiç bir cami imamını rahatsız etmiyor sadece Müslüman olmayanları öldürüyorlar!?!
    Varlığı yağma ve talana dayanan dejenere olmus capulcu Anadolu guruhu, ırkçılık üzerine inşaa edilen Kemalist devletin çağdaşlaşmasını isteyenlere kuşkuyla yaklaşıyor. O ‘Devlet yıkılırsa ben ortada kalırım’ sendromundan hala kurtulmuş değil.
    Yani kendisine Türk diyen ama genetik olarak Anadolunun Türk olmayan eski yerlilerinin genetiğini taşıyan bu halkın yüzde doksanı hala onun parazitliğini garantileyen bu yabani varlıktan yana, yani kan emici askerci-çeteci.
    Seçimini kendi refahına ve geleceğine göre değil, devlet dediği ve tam ne anlama geldiğini kavrayamadığı, silah ve kanla algıladığı gücün bakiyesi ve onun devamlılığına göre yapıyor. Bu açıdan tercihi mevcut yağma ve talanın bekçisi olan devleti temsil eden partilerden yana olacaktır.
    AKP, CHP, MHP ve diğer devlet partilerinin aday listelerine bakmak yeterli. Bu partilerin adayları ya çete, ya hırsız, ya dolandırıcı ve ellerinde insan kanı var. Aralarına serpiştirdikleri ‘Demokrat’ gömlekliler ise sadece işin aşentiyonu.
    AKP, CHP ve MHP bu sahte maskeleriyle sadece toplumu daha derin kaoslara sürükleyeceklerdir.
     
    Dersimliyi kandıramıyorsan toplumda bir yere gelmiş birilerini ne pahasına olursa olsun satın almak. Bu gün AKP veya CHP saflarında yer alan ‘Ünlü’ Zazalar acaba hangi hesapları sonucu oradalar. Kendi kimliği ve kültürü için mücadele eden birinin Dersim soykırımını yapmış bir kimliğin ve kültürünün yanında ne işi olabilir ki?
    CHP DERSİM 38 SOYKIRIMINI YAPTI
    CHP’nin şovenizm, ırkçılık ve faşist politika ve pratiği oldukça açık ve net bir biçimde kör gözlerin bile göreceği kadar orta yerdedir.
    Sırf Dersim Jenosidi konusundaki faşist, soykırımcı, şovenist yüzü değil aynı zamanda Ermeni, Kıbrıs, Balkanlar, Kafkaslar, Azerbaycan vs gibi bir çok sorunda MHP’yi aratan taktik adımları ile söylem ve pratikleri tam bir gerçek kimliğine, sözde cumhuriyet kurucu kadrolarının da ruhuna uygun bir yere geldi.
    Aslına bakarsanız kendisine zoraki giydirilmiş sözde sosyal demokrat kimliğin de reddi de olsa; tam ve kesinlikle düzenin en önemli çekirdek örgütüdür. Kılıç sallayan devşirme Kemal celadına tapmanın en dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor.
    Kemalistler laik değildirler. Onlar öncekilerin yarım bıraktığı politikayı hayata geçirmeye çalışmışlardır. Savaş esnasında ana slogan: “padişahı koruma”, “halifeliği ve saltanatı yaşatma” idi.
    İslam adına cahil cuhul kan emici Müslümanları bir araya toplayan Kemalistler, 1925′te Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Aleviliği resmen yasaklamış, buna karşılık İslamı da resmi din yapmışlardır. Diyaneti kuran Kemal’ in bizat kendisidir. 12 Eylül cuntacıları da Kemalizm adına türk islam sentezini TC nin ana ideolojisi yapmadılar mı?
    Kemal Kılıçdaroğlu hemen hemen bütün seçim konuşmalarında bu konuya ilişkin soru geldiğinde ‘Biz Atatürk ne yaptıysa onu savunuyoruz.’ demeye devam ediyor. Utanmadan soykırımı haklı gösteriyor, taptığı celladın yaptığına aynen sahip çıkıyor.
    Gerçekte olan, ırkçı CHP’nin kendi kimliğine dönüşü ya da boyanın dökülüp altta gerçeklerin çıkması vardır.
    CHP İttihat terakkinin devamıdır. Ermeni soykırımı, Rum soykırımını ve Anadoludaki diğer yerli hakların yokedilmesi sürecini ilerleten bir akımın devamıdır: 1880 lerden beri başlatılan temizlik hareketlerini yöneten bir partinin mirasçısıdır.
    Soykırıma uğradığı halde sürgündeki milyonlarca insanı bu soykırımı hak etmiş gibi göstererek, ortada bir isyan ya da ‘terörizm’ varmış gibi havalar yaratıp, yeni soykırımlara zemin hazırlayan neo faşist CHP zamanını tamamlamıştır.
    O gün iktidarda olan kurucularının, bugünkülerden zerre kadar farkları yoktur ve kesinlikle aynıdırlar. Dersimlilerce farklı algılanması, korkunun hükümranlığında gerçekleri bile ters yüz edecek bir asimilasyonla celladın mentalitesini kabullenmek trajik bir olayıdır.
    ALEVİ KİTLELERİ CELLATLARINA TAPMA DEĞİL,
    DİĞER BÖLGE HALKLARI İLE BİRLEŞMELİ
    VE
    YENİ BİR DEVLETİN KURULUŞU İÇİN MÜCADELE ETMELİDİRLER.
    Kürdistan devletinin kurulması bölge halklarının ağır baskı ve zulümden kurtarılması için somut bir seçenektir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika da başlayan halk hareketleri Türkiye toprakları içinde yer alıp da hiçbir özgürlük va haka sahip olamayan Kürt, Laz, Alevi ve Çerkezlerin bir an önce harekete geçmelerini zorunlu kılıyor.
    Cahiliğin en yüksek olduğu Yemen ve Mısırda halk toplu ayaklanmışken Türkiye de insanların korku içinde celladına tapmaya devam etmesi ve hiçbir hak talebinde bulunmaması şizofrenik bir ruh haline tekabul ediyor.
    Kürtlerin ise dil, vekil, tabela,demokratik toplum gibi safsatalarla zaman kaybetme yerine, tam bağımsızlık için harekete geçmeleri gerekiyor.
    Türkiyede ki devlet Libya ve Yemen den daha kötüdür. Mısır halkı milyonlarcası ile ayaklanıp demokratik haklarını isterken, kendisine Türk diyen hiçbir unsur en ufak bir hak talebinde bulunmuyor. Bunların oluşturduğu hiçbir yapı rasyonal olamaz ve Kürtlerin de bunlardan alacakları veya verecekleri bir şey olmamalıdır.
    Artık zamanları bitmiştir. Türk devleti denilen oluşumun sonu gelmiştir.
    Alevi olsun, Laz olsun bütün Karadeniz ve kuzeydoğu Anadolu halkları Kürtlerle aynı kaderi paylaştıklarını bilmeli ve harekete geçmelidir. Bu köhne yapıya son vermenin şartları artık olgunlaşmıştır.
    Sevgi ve Selamlarla
    Nazmi Doğan
    Mayıs 2011

    • KALAN62 demiş

      1. konu Dersim Osmanlı zamanından kalan bir eyalet ismidir. Benim dedelerim Kalan’dan Erzincan’a göç etmişler sizin Erzincalı Türk aleviler dediğiniz büyük dedeler’de Kureyşan’lıdır. Asıl konuya gelirsek. Ben Nuri Dersimi denilen kişinin Kürt akımına destek veren birisi değilim. Bu şahısın yıllardır Kalan bölgesi ve bu bölgede yaşayan Aleviler’i kürtleştirme çabalarını konuşmak, yaptığı provakasyonlar yüzünden fırsatcı sözde komutanların katliam yapmasına aracı olmasını anlatmak yerine Atatürk’ü karalama çabasına girmek ne kadar doğru?

      2. Dersim halkına hakaret ederek celladını koruyor demek ya cehalettendir, ya da başka bir amaca hizmet etmektir. Tarihini iyi bilen, dedelerini bilen insanlar bu yanlışa düşmez. Unutmayın ki Dersim en fazla %50 aleviydi, ama Kalan bölgesi %90 alevidir ve şuan ki adı Tunceli’dir. Kalan adı çok öncelere dayanmaktadır ve Şah İsmail Türkmenlerinden kalanların yaşamasından ismini aldığı düşünülmektedir. Yani provakasyoncuların söylediği gibi Dersim harekatı kapsamında değişmemiştir. Dersim’in bir İl’i olarak herzaman var olmuştur.

      3. Son olarak biz Zazaca konuşuyoruz o zaman Zazayız diyenlere cevabım var. Şah İsmail savaşta malup edildiğinde. Yavuz Selim ona destek veren alevilerin peşine düşmüştür. Şah İsmail’i devirmek için Yavuz Selim’e destek veren Kürtlere verilen doğu bölgesindeki dağlara sığınan Türkmen alevileri(KALAN bölgesindeki dağlar) ortalık sakinleştiğinde dağlardan inerek sefalet içerisinde yaşamaya ve Zazaca konuşmaya mahkum edilmiştir.
      Geçimini eşkiyalıkla sağlayarak hayatta kalmayı başaran halk daha sonra Aşiretlere ayrılarak şuanki durumu oluşturmuştur. Şuan’da Elazığ ve Bingöl gibi şehirlerde yaşayan şeriatcı Kürt veya Zaza asıllı şafi insanlar da eskiden Dersim’de yaşıyordu. Daha çok anlatacak şey var ama anlatmaya sayfalar yetmez.

    • yuksel demiş

      s. rızanın evladıkerbelayız sözüne ne diyorsun??. seyyid nedir sonra, kimdir neyin lakabıdır seyyid,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: